14.1 C
Münih

YAĞ HÜCRELERİNİN RENGİ

Doğada bunulan canlıların birçok ortak özelliği vardır. Mesela mikroorganizmalardan ağır memelilere kadar her canlı beslenmeye ve boşaltıma ihtiyaç duyar. Besin ile alınan enerji hücresel solunum ile açığa çıkar ve metabolizma sürecinin devamı için kullanılır. Metabolizma, canlıdaki yapım ve yıkım olaylarının tamamını kapsar. Yağ hücrelerinden trigliserit oluşumu da ve onların yıkılması da birer metabolizma sürecidir. Yağ metabolizması diğer mekanizmalara oranla toplumsal yapıda adını daha çokça duyurmuştur. Gündelik koşullarda birçok insan yağ metabolizması hakkında öneri verirken mutlaka öneri de alır. Yağ hücrelerinin organizasyonunu düzenlemek için diyet ve spor yapmaya çalışırken etraftan duyulan birçok bilgiye de itibar edip uygulamaya başlayabiliyorlar. Peki yağ hücrelerinin çeşitleri nelerdir? Hangi yağ hücresi depolanırken diğeri yağ yakımını sağlar? Yağ metabolizması genetik midir? Farklı yağ hücrelerinde bulunan genler kullanılarak bir genetiksel tedavi yaklaşımı geliştirilebilir mi?

Bağ dokunun özel bir tipi olan yağ dokusu adipositlerden oluşur. Hücre sayısı ve büyüklüğüne bağlı olarak yaşam boyu, enerji tüketimince, süreli hacim değişikliği gösterirler. Adipositler pasif hücreler değillerdir aksine ekstraselüler (hücre dışına) sıvıya adipokin dediğimiz birçok molekül salmaktadırlar. Salınan bu hücreler aracılığıyla yağ hücreleri, diğer hücreler ile endokrin, parakrin ve otokrin yolla haberleşebilir. Bu haberleşme sayesinde yağ kütlesinin düzenlenmesi, KH-Lipit mekanizmasının ayarlanması, kolesterol ve bağışıklık gibi olaylar da etki gösterirler. Yağ dokusu herkesçe bilinen fazla enerjinin depolandığı, vücuda yalıtım sağlayan ve dolgu özelliği gösteren doku olmasının ötesinde birçok organı etkileyen hormonların, büyüme faktörlerinin, matriks proteinlerinin, enzimlerin ve sitokinlerin salgılandığı bir endokrin organ olarak kabul edilir.

Yağ dokusu hücreleri 3 çeşide ayrılır:

  • Kahverengi yağ dokusu
  • Beyaz yağ dokusu
  • Bej yağ dokusu

Kahverengi yağ dokusu rengi çok miktardaki mitokondriyasından ve yüksek düzeyde damarlanmasından kaynaklanmaktadır. Embriyonik gelişim sırasında diğer yağ depolarından önce meydana gelirler. Aynı zaman da kas hücrelerini de oluşturan embriyonik mezodermde yer alan MYF5 prekürsör hücrelerinden dönüşerek ortaya çıkarlar. Kahverengi yağ dokusunun sitoplazmasında çok sayıda mitokondri bulunur ve değişik çaplarda köşeli yağ damlacıkları vardır. Kahverengi yağ dokusunu beyaz yağ dokusundan ayıran bir proteine sahiptir. UCP-1 proteini mitokondriyal membranda bulunur ve spesifiktir. Ayrıca enerji metabolizmasına pozitif yönde katkı yapar.

Kahverengi yağ dokusunu özel kılan görev ise soğuk stres koşullarında termojenez ile ilgilenir. Bu yağ yakımını sağlayan olaydır. Soğuk stres ile aktive olan kahverengi yağ dokusu hücreleri ATP enerjisini UCP-1 proteini aracılığıyla ısıya dönüştürür ve depolanan yağ damlacıklarının yakılmasını sağlar.

Beyaz yağ dokusu, insanda bulunan en büyük yağ deposudur. Büyük bir yağ damlası içerir ve temel görevi sağlığın korunması, trigliseritlerin salınımı veya deposudur. Bu salınım ihtiyacı hormonal, beslenme ve metabolik faaliyetlerce yönetiliyor. Depolanan yağ hücrelerinin salınması için epinefrin ve nörepinefrin kontrolündeki HSL molekülü tarafından lipoliz olayının gerçekleşmesi gerekir. Soğuk şoku gören beyaz yağ hücreleri kahverengi yağ hücresine dönüşür fakat yüksek yağlı diyetle beslenilmeye devam ederse hücreler tekrardan beyaz yağ hücresine dönüşümü gerçekleşir. Bu dönüşümler sırasında ortaya çıkan ve ara form olan ise bej yağ dokusudur.

Beyaz yağ hücrelerinin kahverengi yağ hücrelerine dönüşümü ve bu sırada kullanılan genler obezite ve diyabet gibi hastalıklarda tedavi süreci oluşturulmak için deney halinde bulunuyorlar. Ara form olan bej yağ dokusunun kahverengi yağ dokusu özelliği kazanmasını sağlayarak yeni bir tedavi süreci geliştirmek isteyen bilim insanları aynı zamanda soğuk yerin kahverengi yağ hücreleri aktivasyonuna bir artışı olup olmadığını da araştırdılar. Maastrich Üniversitesinden Van Marken Linchbelt ve ekibinin zayıf fenotipteki (BMI<25) 10 erkek ve 14 obez (BMI≥25) erkekle yürüttüğü çalışmada, denekler soğuk koşul 16°C ve ılık koşul 22°C olmak üzere iki farklı sıcaklık durumuna maruz bırakıldı ve radyodiyagnostik analizlerle 24 denekten 23`ünde kahverengi yağ aktivitesinde artış meydana geldiği görüldü.

Soğuk bir coğrafyada yaşamak yağ yakımının daha hızlı olmasını mı sağlar? Peki biz bu koşulları laboratuvarda yağ hücrelerimize sağlayabilir miyiz? Depo yağların parçalanmasındaki genetik kontrolü doğduğumuz andan itibaren değiştirebilir mi?

Bu gibi ve daha nice soruların cevabı yapılacak bilimsel deney ve yöntemlerde yatıyor. Bilimden gelecek olan cevabı bekleyin ve bilim ile kalın!

KAYNAK:

https://services.tubitak.gov.tr/edergi/user/yaziForm1.pdf?cilt=53&sayi=1037&sayfa=42&yaziid=43429
http://openaccess.ogu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11684/1462/10163875.pdf?sequence=1&isAllowed=y

Avatar
Ebru Nur Özbek
Ben Ebru, moleküler biyoloji ve genetik bölümünde okuyorum. Mikrobiyoloji hücre ve evrimsel biyolojisi genel ilgi alanlarım oluşturuyor. Temel bilimler haricinde sosyoloji ve tarih okumaları yapmaya bayılıyorum.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:

YORUM YAZ / GÖRÜŞ BİLDİR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

SON YAZILAR

AŞKIN FİZYOLOJİSİ

Birçok araştırmaya konu olan ve son derece karmaşık bir duygu olan aşkın, vücutta “kalbin çarptığına beynin onay vermesi” olarak tanımlanabilir. Aşk, fizyolojik olarak incelendiğinde,...

Galileo Galilei Kimdir? Bilime Adanmış Bir Hayat

Modern bilimin babası ve dünya tarihinin en etkin bilim insanlarından biri olan Galileo'ya günümüzün modern astronomları çok şey borçlu. 16. yüzyılın sonunda ve 17....

GÜVENLİK VE SAVUNMA POLİTİKALARINDA YAPAY ZEKANIN ÖNEMİ

Yapay Zeka ; insan zekasına yakın sistemlerin oluşturulmasıyla başlayan , tasarlanma olanağının geliştirilme aşamalarında teknolojik bir boyut kazanan , analiz süreçlerinden geçen araştırmacı yaklaşımların...

Sicim Teorisi: Evrenin Müziği

Makro evrenin fiziği olan genel görelilik kuramı ve mikro evrenin fiziği olan kuantum mekaniği birbirlerinden ayrı incelendiğinde sorunsuz çalışırken bir arada incelendiğinde çok ciddi...

Bütün hayatınızı bir balonun içinde yaşadığınızı hayal edebiliyor musunuz?

David Vetter Amerika’da 1971 yılında dünyaya gelmişti. Ağır Kombine İmmun yetmezliği (SCID) olan bu bebek, her türlü mikropla, enfeksiyonla savaşmasını sağlayan başta T lenfositleri...